Shift Ajans
Aile Hukuku
Antalya Boşanma Avukatı | Aile Hukuku |  Güneş Hukuk Bürosu | Kemer

Aile Hukuku | Antalya Boşanma Avukatı

 

Boşanma Nedenleri Nelerdir?

            Boşanma, evliliğin kanunda öngörülen nedenler veya eşlerin anlaşması sonucu dava yoluyla sonlandırılması anlamına gelmektedir. Türk Medeni Kanununda özel boşanma sebepleri 161 ile 165. maddeleri arasında sıralanmıştır. Bunlardan ilki ve en yaygın olanı zinadır. Evlilik birliği devam ederken eşlerden birinin üçüncü bir şahıs ile cinsel ilişkiye girmesi zina olarak nitelendirilmektedir. Zinadan söz edilebilmesi için geçerli bir evliliğin olması, cinsel ilişkinin ispatlanması ve davalı eşin kusurunun olması gerekmektedir. Zina ayrıca kesin boşanma sebebi olup ispatlandığı takdirde hakime evliliğin devamı yönünde takdir yetkisi tanımamaktadır. Diğer özel boşanma sebeplerini kısaca incelemek gerekirse, eşlerden birinin küçük düşürücü suç işleme veya haysiyetsiz hayat sürme hallerinde diğer eş boşanma davası açabilmektedir. Kanunun 164. maddesinde yer alan terk ise, eşlerden birinin haklı sebebi olmaksızın ortak konutu 6 ay süreyle kesintisiz olarak terk etmesi ve mahkeme aracılığıyla kendisine gönderilen ihtarnameye cevap vermemesi halinde vuku bulur. Son olarak Kanunun 165. maddesinde yer alan son özel boşanma sebebi akıl hastalığıdır. Buna göre eşlerden birinin akıl hastası olması ve bu akıl hastalığının yetkili mercilerin düzenlediği raporlarla ispatlanması halinde diğer eş ortak hayatın çekilemez hale geldiğini ileri sürerek boşanma davası açılabilmektedir.

 

Anlaşmalı Ve Çekişmeli Boşanma

            Aile Hukukunda genel boşanma sebepleri, Türk Medeni Kanununda sınırlı sayıda belirtilen sebeplere dayanılmadan, 166. maddedeki “evlilik birliğinin temelden sarsılması” hükmü dayanak gösterilerek ileri sürülen boşanma sebepleridir. Buna göre eşler arasındaki evlilik birliği, artık ortak hayatın devamlılığı mümkün olmayacak kadar temelden sarsılmış olursa, eşlerden biri dava yoluyla boşanma talebinde bulunabilmektedir. Boşanma davaları her zaman çekişmeli olmak zorunda değildir. Kanunun 166/3 maddesi uyarınca evliliğin en az bir yıl sürdüğü durumlarda eşlerin birlikte başvurması halinde evliliğin temelden sarsıldığı kabul edilir. Böyle durumlarda hakim boşanma sebebi aramak yerine, tarafların iradelerinde bir sakatlık olup olmadığını ve nafaka ile varsa çocukların velayet durumlarının en uygun şekilde düzenlenip düzenlenmediğini araştırmakla yükümlüdür. Uygulamada bu duruma Anlaşmalı Boşanma adı verilmektedir.

 

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Nedir?

            Mal rejimi, evliliğin sonlanması halinde eşlerin evlilik öncesi edinip evlilik birliğine getirdikleri ve/veya evliliğin devamı boyunca edindikleri malvarlığı değerlerinin akıbetini belirleyen Aile Hukuku kavramıdır. Türk Medeni Kanununda dört çeşit mal rejimi kabul edilmiş olup, eşler herhangi bir mal rejimini seçtiklerine dair sözleşme yapmadıkları takdirde Edinilmiş Mallara Katılma rejimini seçtikleri kabul edilir. Edinilmiş mal, eşler arasında bu mal rejimi devam ederken bir karşılık sonucunda elde ettikleri malvarlığı değerleridir. Karşılığı olmayan, bağış veya miras yoluyla edinilen malvarlığı değerleri bu kapsamın dışında olup kişisel mal olarak değerlendirilmektedir. Ancak kişisel mallar üzerinden gelir elde edilmesi halinde bu gelir edinilmiş mal olarak değerlendirilecektir. Evlilik sözleşmesi sona erdiğinde her eş veya ölüm halinde eşin mirasçıları, artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur. Artık değer, edinilmiş mal üzerindeki borçların hesaplanıp o malın tasfiye tarihindeki değerinden çıkarılmasıyla hesaplanır.  Ayrıca eşlerden biri, edinilmiş bir mal veya diğer eşin kişisel malı üzerinde karşılıksız olarak bir iyileştirmede bulunmuş ise yaptığı iyileştirme oranında değer artış payı alacağına sahip olur.

 

Mal Ayrılığı Rejimi Nedir?

            Aile Hukuku uygulamasında pek yer bulmasa da diğer malvarlığı rejimlerini de incelemekte fayda vardır. Mal ayrılığı, eşlerin malvarlıklarını evlilik öncesi veya sonrasında edinmelerine bakılmaksızın ayrı tutarak sorumlu olması, evliliğin sona ermesi halinde de paylaşım yapılmamasını öngören bir malvarlığı rejimidir. Tasfiye sırasında bir malın kendisine ait olduğunu iddia eden taraf bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu tespit edilemeyen tüm malvarlığı değerlerinin ise paylı mülkiyete tabi olduğu kabul edilmektedir. Paylaşmalı Mal Ayrılığında ise eşlerin malvarlıkları evlilik süresince ayrı tutulsa bile tasfiye sırasında bir mal üzerinde üstün yararı olduğunu ispat eden eş, bedelini ödemek kaydıyla o malın kendisine bırakılmasını isteyebilmektedir. Ayrıca tıpkı Edinilmiş Mallara Katılma rejiminde olduğu gibi burada da eşlerden biri diğer eşin malvarlığı üzerinde karşılıksız olarak yaptığı iyileştirmelerin bedelini talep edebilmektedir.

 

Mal Ortaklığı Rejimi Nedir?

Son olarak Mal Ortaklığı rejiminde ise, eşlerin kişisel malları ve ortak mallarının ayrımı yapılır. Eşler Kanunda belirtilen kişisel malları haricinde sözleşmeye şerh düşerek başka malvarlıklarını da kişisel mal olarak nitelendirebilirler. Kişisel mal haricinde kalanların tamamı ortak mal olarak değerlendirilir ve evliliğin sona ermesi halinde bu mallar eşler arasında yarı yarıya oranda paylaştırılır. Mal rejimi sözleşmeleri hem şekil hem de içerik açısından ağır düzenlemeler olması sebebiyle Güneş&Çelebi Hukuk Bürosu olarak bu sözleşmelerin düzenlenmesi aşamasında Aile Hukuku alanından uzmanlaşmış avukatlardan yardım alınmasını tavsiye etmekteyiz.

 

Evlenme Yaşı Kaçtır?

            Türk Medeni Kanununa göre evlenme için en düşük yaş sınırı 17 olarak öngörülmüş ise de, bazı şartların varlığı halinde 16 yaşındaki kişilerin de evlenebilmesi mümkündür. 17 yaşını doldurmuş olup 18 yaşından küçük olanlar yasal temsilcilerinin izinlerine bağlı olarak evlenebilmektedirler. 16 yaşını doldurmuş ancak 17 yaşından küçük olanların ise olağanüstü bir durumun varlığına kanaat getirilmesi halinde hakim tarafından verilecek izin ile evlenmeleri mümkündür. Evlenmeye izin talebi davacının yerleşim yerindeki Aile Mahkemesine yapılmalıdır. Bu davalarda hakimin anne, baba veya varsa vasileri dinlemesi usulen bir gereklilik olsa da, onlardan alınan rıza ve beyanların bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. 16 yaşını doldurmuş (17 yaşından küçük) kişiler ile izin şartı yerine getirilmeksizin yapılacak fiili evlilikler, Ceza Hukukundaki çocuk istismarına ilişkin suç hükümleri kapsamında değerlendirilebilmektedir. 

 

Evlat Edinme Şartları Nelerdir?

            Evlat Edinme, bir çocuk ile Kanun ve uygulamada öngörülen şartlara sahip gerçek kişi arasında Aile Hukuku içerisinde kurulan soybağı ilişkisidir. Aile Hukukunda Evlat Edinme işleminin yapılabilmesi için çocuğun evlat edinecekler tarafından en az bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması gerekmektedir. Ayrıca evlat edinen kişinin mutlaka 30 yaşını doldurması, Evlat Edinme evlilik içerisinde yapılacak ise eşlerin en az 5 yıl süreyle evli olmaları gerekmektedir. Evlat edinilen çocuk, evlat edinenden en az 18 yaş küçük olmalı ve ayırt etme gücüne sahipse mutlaka rızası alınmalıdır. Vesayet altında olanların rızası olsa bile yetkili vesayet kurumunun onayı olmadan Evlat Edinme işlemi gerçekleşemez. Her halde Evlat Edinmenin mutlaka çocuğun yararın olması ve varsa evlat edinenin diğer çocuklarının bu Aile Hukuku işleminin doğurduğu sonuçlardan ötürü bir zarara uğraşmayacağı kanaatinin oluşması gerekmektedir. Bu şartlar ergin kişilerin evlat edinilmesi işlemlerinde daha ağır tutulmuştur. Şartlar sağlandığı takdirde evli eşler veya tek başına evlat edinecek şahıs, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı kuruluşlara başvurarak veya Aile Mahkemesinde dava açarak Evlat Edinme işlemini tamamlayabilir. Evlat Edinme kararının verilmesiyle biyolojik anne ve babaya ait olan tüm haklar evlat edinene geçerken, evlat edinilen de evlat edinenin yasal mirasçısı olur. Evlat Edinme için gerekli rızalar alınmadığı takdirde rızaya haiz olanlar, diğer şartların oluşmadığı veya ortadan kalktığı hallerde ise Cumhuriyet Savcısı ve tüm ilgililer Aile Mahkemesine başvurarak evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını talep edebilirler.

 

Nafaka Nedir? Nafaka Türleri Nelerdir?

            Nafaka, boşanma davası devam ederken veya davanın sona ermesi ile maddi olarak zor duruma düşecek eş için bağlanan iaşe bedelidir. Nafaka davası ise Aile Hukuku ve genel usuller çerçevesinde bu bedelin tespit ve talebi için görevli mahkemelere yapılan yasal başvurulardır. Dört çeşit nafaka türü bulunmakta olup bunlardan ilki Tedbir Nafakasıdır. Tedbir Nafakası, boşanma davasının öncesinde veya dava devam ederken eşlerden birinin ve/veya çocukların geçinebilmesini sağlamak üzere hükmedilen nafaka türüdür. İştirak Nafakası, velayeti elinde bulundurmayan eşin aleyhine, ayrıca kusur veya talep aranmaksızın yüklenen nafaka türüdür. Bu nafaka türündeki tek amaç boşanan eşin, çocukların barınma, eğitim, sağlık ve diğer tüm giderlerine katılmasını sağlamaktır. Yoksulluk Nafakası, boşanmada kusuru daha az olan tarafın lehine ekonomik durumunun kötüleşmesi gerekçesiyle bağlanan nafaka türüdür. Burada yoksulluk kavramı genel bir tanıma sahip olmamakla beraber her somut olay için ayrı olarak değerlendirilmektedir. Son olarak Yardım Nafakası ise, eş ve çocuklar haricindeki diğer zümre mirasçılar tarafından yoksulluğa düşüldüğü takdirde talep edilebilecek nafaka türüdür. Nafaka alacak ve talepleri için ilam zamanaşımı uygulanmasa da genel borç zamanaşımı kurallarınca, doğduktan 10 yıl içerisinde talep edilmeyen nafaka alacağı tutarları zamanaşımına uğramaktadır. Güneş&Çelebi Hukuk Bürosu olarak boşanma davalarının kurgulanması ve sonuçlandırılması haricinde, bu davaların sonucuna bağlı nafaka işlemlerinde de talep, takip ve tahsil yönünde müvekkillerimize gerekli tüm hizmeti sağlamaktayız.  

 

Velayet Nedir?

            Velayet, küçük ve vesayet atanmayan kısıtlıların bakım, yetiştirilme ve korunma ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için kişilik hakları ve malvarlıkları üzerinde sahip olunan yükümlülük, hak ve yetkilerin bütünü olarak tanımlanmaktadır. Velayet hakkı küçüğün anne ve babasına ait olup başkasına devredilmesi veya başkaları tarafından kullanılması mümkün değildir. Anne ve babanın evli olmaması veya evlilik olsa bile ortak hayatın sona ermesi, ayrılık kararı verilmesi ve eşlerin boşanması hallerinde velayet anneye aittir. Annenin kısıtlanması, ölmesi veya hakim tarafından velayete uygun bulunmaması halinde küçüğe bakması üzere vasi atanabilir veya velayet tamamen babaya bırakılabilir. Velayet değiştirilmesi için açılacak davalarda, velayet sahibi davalının yerleşim yerindeki Aile Mahkemeleri yetkilidir. Velayet sahibinin ölmesi, çocuğun ergin olması veya kılınması, mahkeme tarafından velayetin kaldırılması veya değiştirilmesi, boşanma sonucunda velayet hakkının tanınmaması halinde velayet kendiliğinden sona ermektedir.   

Copyright © 1999-2018 | Güneş Hukuk Bürosu
Antalya / Türkiye